• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/maarifsen
  • https://www.twitter.com/maarifsen
Üyelik Girişi
Anket
Türk Maarif Davasının En Büyük Sorunu Nedir?
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam5
Toplam Ziyaret9867

PROJE OKULLARININ ÖĞRETMEN İHTİYACI KARŞILANIRKEN MAĞDUR EDİLENLER!

Proje okullarına dönem ortasında yapılan atamalar eğitim öğretimi baltalamakta, mağdur olan yine öğrencilerimiz olmaktadır. Proje okullarının öğretmen ihtiyacı eğitim öğretim yılı başlamadan karşılanmalıdır.


Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okul türlerinden biri de proje okullarıdır. Proje okullarında görev alacak öğretmen ve yöneticiler bakanlık tarafından atanmaktadır. Proje okullarının bakanlık tarafından bu şekilde desteklenmesinde ve yönetilmesinde prensip olarak sıkıntı görmemekle birlikte uygulamadaki aksaklıklar vicdanları yaralamaktadır.
 
Proje okullarına öğrencilerin sınavla, öğretmen ve idarecilerin bakanlık tarafından seçilerek alınması bu okulların başarı ve projenin amacına hizmet etmesi konusunda bahane üretmelerinin önüne geçmektedir. Proje okullarının amacına uygun ve verimli olabilmesi için sayıca az olması da kaliteyi artıracaktır. Sayı çok olunca hem kadrolaşma anlamında sıkıntı yaşanmakta hem de  bazı proje okulları yer değiştirme için bir basamak olarak kullanılmaktadır.
 
Bu hafta itibariyle Ankara ilimizde yaşanan proje okul atamaları ise proje okullarına tepkiyle bakılmasına neden olmuştur. İkinci dönemin neredeyse yarısı olmuşken yapılan bu atamalar diğer okullara saygısızlıktan ve hakaretten başka bir şey değildir. Ders programları oturmuş öğrenciler öğretmenine alışmış ve sınavlar yaklaşmışken yapılan bu atamalar neyle izah edilebilir?
 
Atamaların yapıldığı okullara baktığımızda karşımıza Din Öğretimi Genel Müdürlüğü çıkmaktadır. İmam hatip okullarına olan özel ilgiden ve desteklenmesinden rahatsız değiliz fakat şımarıklığa varan bu davranıştan rahatsızız. Dönem ortasında yapılan bu keyfi atamalar diğer okullardaki eğitime vurulan balta görevi görüyor. Bu imam hatiplerde aşağıdaki olayı anlatırsanız çocuklara hiç etki eder mi?
 
Olaya bakalım isterseniz: Hz.Ömer’in halifeliği döneminde Şam valisi olan ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in arkadaşlarından olan Sad b. Ebi Vakkas (r.a.) Şam’daki bir camiyi genişletmek ister. Bu nedenle de caminin civarındaki arsaları kamulaştırır. Herkes arsasının bedelini alır ve isteyerek arsasını camiye devreder. Ancak Şam’da yaşayan bir Yahudi, camiye bitişik olan arsasını satmak istemez. Vali arsasının değerini fazlasıyla verse de Yahudi vatandaş arsasının kamulaştırılmasına rıza göstermez. Bunun üzerine vali arsaya el koyar ve bedelini adama gönderir.
 
Arsasını kaybeden Yahudi, komşusu olan bir Müslüman’a derdini anlatır. Sızlanır. Bana zulmedildi, der. Müslüman vatandaş da kendisine, Medine’ye git. Orada halife Hz. Ömer vardır. Derdini anlat. Ömer,son derece adildir, elbette seni dinler, der. Şamlı Yahudi Medine’nin yolunu tutar. Yorucu bir yolculuktan sonra Medine’ye ulaşır. Halifeyi sorar. Vatandaşlar bir hurma ağacının gölgesinde dinlenen halifeyi gösterirler. İşte halife bu zattır, derler. Adam Hz. Ömer’in yanına gider. Selam verip yanına oturur. Derdini anlatır. Hz. Ömer adamı dinler. Sonra bulduğu bir deri veya kemik parçasının üzerine şu cümleyi yazar: “Bilesin ki, ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim.” Kısa ve özlü bir cümle.
 
Yahudi bu yazıyı alıp ayrılır. Ama yolda giderken de kendi kendine şöyle konuşur: “Şam’daki idarecilerin giyim,kuşam ve oturdukları yerdeki ihtişam ve debdebe nerde, Medine’deki halifede bulunan tevazu nerde.Şam’dakiler şu mütevazı halifeyi ciddiye alırlar mı? Hiç sanmıyorum.” Kendi kendine böyle konuşur.Sonunda Şam’a varır. Doğrusu valiye gitmek de istemez. Çünkü sonuç alamayacağı kanaatindedir. Bununla beraber, mademki yorulup da oralara kadar gittim, bari halifenin şu yazdığı cümleyi valiye vereyim, der. Valinin huzuruna çıkar ve deri parçasını uzatır.
Medine’deki halifenin size mesajıdır, der. Vali bu cümleyi okuyunca, sapsarı kesilir. Uzun müddet başını yerden kaldıramaz. Sonra endişe içinde, başını kaldırıp şöyle der; arsanız size geri verilmiştir.
 
Yahudi vatandaş hayret eder. Şaşırır. Bir tek cümlenin valiyi bu kadar sarsacağını hiç tahmin edememişti. Merak ve dehşet içinde sorar. Lütfen bana bu cümlenin neden sizi bu kadar dehşete düşürdüğünü anlatır mısınız der.
 
Şam valisi Hz. Sad, bak der, sana bu cümlenin hikayesini anlatayım. O zaman benim neden bu kadar ürperdiğimi anlarsın:
 
İslam’dan önce ben ve bugün halife olan Hz. Ömer İran taraflarına ticaret için gittik. Yanımıza 200 deve almıştık. İran’a vardık. Orada cirit oynayan gençleri seyrederken, birileri zorla elimizdeki develere el koydular. Çok kalabalık bir çete grubuydu, bir şey yapamadık. Elimizde para da kalmamıştı. Üzgün bir şekilde, geceleyeceğimiz bir eski han bulduk. Hanın sahibine de sıkıntımızı anlattık. Adam iyi biriydi.Bize yardım etti. Sonra da; gidip krala durumunuzu anlatın, o adil bir adamdır, mutlaka size yardım eder, dedi. Biz de sabahleyin kralın huzuruna çıkıp durumu anlattık. Şikayetimizi bir mütercim krala tercüme etti. Kral Nuşirevan dikkatle dinledikten sonra her birimize birer kese altın verdi ve olayı inceleteceğini söyledi. Bize de, memleketinize dönün, dedi.
 
Biz tekrar Han’a döndük. Ama doğrusu sonuçtan çok da memnun olmamıştık. Hancı sonucu öğrenince son derece üzüldü ve burada bir hata var, dedi. Gelin beraberce gidelim, ben size tercümanlık yapayım,teklifinde bulundu. Biz de gittik. Huzura çıktık.
Hancı durumu Nuşirevan’a anlattı. Develerimize el koyan kişilerin kıyafetini, halini, olayın geçtiği yeri anlattı. Dikkat ettik, Nuşirevan’ın yüzü sapsarı kesildi.
 
Bir gün önceki mütercimi çağırttı. Ona sorular sordu. Sonra ayağa kalktı, her birimize 2 şer kese altın verdi, akşama kadar develeriniz gelecek, develeri alın ve sabahleyin burayı terk edin dedi. Ama giderken biriniz doğu kapısından, diğeriniz de batı kapısından çıkın, talimatını verdi. Bizler de bir şey anlamadan huzurundan çıktık.
 
Akşamleyin 200 devemiz kapıya geldi. Durumu anlamak için hancıya sorduk. Neler oluyor dedik. Hancı şöyle dedi: Sizin develerinize el koyan kişi Nuşirevan’ın büyük oğlu ile veziridir.
 
Bunlar bir çete kurmuşlar. Garibanların mallarına el koyuyorlar. Siz ilk gittiğinizde, mütercim bunu anlamış. Ama sizin sözlerinizi Nuşirevan’a yanlış tercüme etmiş. Böylece kralın oğlunu ve veziri korumuş. Ben sizinle gidip durumu anlatınca Nuşirevan bu oyunu anladı. Ama neden ayrı kapılardan gidin, dedi, ben de anlayamadım. Hele yarın olsun anlarız, dedi. Hz. Sad, anlatmaya devam ediyor: Ertesi gün ben doğu kapısından çıktım. Kapının çıkışında iki kişinin darağacına asılı olduğunu gördüm.
 
Halk toplanmış seyrediyordu. Sordum kim bunlar ve suçları ne, diye. Dediler ki, bunlardan biri Nuşirevan’ın büyük oğlu diğeri de veziridir. Bunlar, buraya gelen iki Arap’ı soymuşlar. Ceza olarak Nuşirevan ikisini de asarak idam etmiştir. Nuşirevan kendi öz oğlunu idam etmişti.
 
Hz. Ömer’in çıktığı kapıda ise bizim şikayetlerimizi yanlış tercüme ederek, kralın oğlunu korumaya çalışan kişinin asılı olduğunu gördük. İşte Hz. Ömer senin eline verdiği deri parçasının üzerine “Bilesin ki, ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim” sözüyle bana bunu hatırlatıyor. Halkına zulmedersen seni darağacına çekerim diyor.
 
Senin gözyaşlarına bakmam, tıpkı Nuşirevan’ın öz oğlunun gözyaşına bakmadığı gibi. Şimdi anladın mı neden benim benzim sarardı? (Yaşar Kandemir’in “Örneklerle İslâm Ahlâkı” adlı kitabından özetle)
 
Öğretmenlerini aldığınız okullar Fener Rum Patrikhanesinde bile olsa yukarıdaki anlattığımız İslam ahlakı gereği yanlıştır. Proje okulları dışındaki okullar gavur okulu olsa bile yapılmayacak işi hangi ahlak ve vicdan prensibine uyarak yapıyorsunuz.
 
Ataması yapılan öğretmenler ne arsadır ne de sahip olunan devedir. İstedikleri okulda çalışmak en doğal haklarıdır ve her ne kadar anayasa mahkemesi hukuka aykırı bulsa da bir kararnameden (https://www.anayasa.gov.tr/Kararlar/GenelKurul/Basvuru_Karari/2017-75.pdf) hareketle atanmaktadır. Devlette işler kişilere bağlı değildir fakat kişilerle yürür. Proje okullarına giden öğretmenlerin yeri illa ki dolar. Fakat atamalar yapılırken bütün okullar düşünülmelidir. Herkesin tayin isteyebildiği bir dönemde atamalarının yapılması ve onlardan boşalan yerlere öğretmen atamasının yapılabilmesi gerekmektedir. Bu zamana kadar yapılan yanlışlardan dönülmesi ve yaşanan hataların tekrarlanmaması temennisiyle…
 
 
Akif KETEN
MAARİF-SEN
Genel Sekreteri
Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   
293 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın