• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/maarifsen
  • https://www.twitter.com/maarifsen
  • https://www.instagram.com/maarifsen
  • https://www.youtube.com//channel/UCXX727pYLXon8RIb0UWiUuA/videos?view_as=subscriber
Çevrimiçi Üyelik

Taleplerimiz
MaarifTV
Yayınlarımız
Yavuz Yıldız
yyildiz@marifsen.org
Yeni Kurtuluş Savaşımız “TAKLİTÇİLİKTEN KURTULMAK”
25/12/2019


“Taklitçi, okumaz; okusa da anlamaz, anlamlandıramaz. Çünkü zihin kalıplarını, aşılması zor hendekler çevrelemiştir. Muhakeme yetisi, yüksek surlarla ve kalın muhkem duvarlarla farklı olana, yeni olana, hakiki olana kapatılmıştır. Akıl ve dimağına, düşünce ve tefekkür taşıyan nöronları cılızlaşmış ve kurumuştur. Taklit ettiği efendileri, zaten onlar için her şeyi söylemiş ve düşünmüştür.” Cemil Meriç

Sevgili dostlar; ibretlik güzel bir hikâye ile başlayalım yazımıza:

Ormanda herkes kekliğe hayranmış. Ötüşünü dinleyip, “Ah, ne güzel ötüyor!” derlermiş. Yürüyüşüne bakıp, “Ah, ne güzel sekiyor,” derlermiş.Karga alınmış buna.“Benim keklikten ne eksiğim var? Ötmek derseniz öterim, sekmek derseniz sekerim,” demiş. Yine de ciddiye almamışlar onu. Kimse dönüp bakmamış bile.O da çıkıp bir ağacın dalına, başlamış keklik gibi ötmeye. Hayvanların bir kısmı kulaklarını tıkarken onun ötüşüne, bir kısmı da kahkahalarla gül­meye başlamış. “Madem öyle,” demiş karga, “sekerek yü­rüyeyim de siz o zaman görün; keklik mi gü­zel sekiyor, ben mi?” Bir süre kekliklerin yürüyüşlerini izleyip onlar gibi sekerek yürümeye başlamış. Bir hafta çalıştıktan sonra gizliden gizliye, çıkmış ormanın ortasına, herkesin görebilece­ği bir yerde, başlamış keklik gibi sekmeye… Sağına soluna bakıyormuş bir yandan da gören eden var mı diye… Onu böyle yürürken tilki görmüş önce: “Geçmiş olsun karga kardeş,” demiş tilki. “Taşa mı çarptın aya­ğını?” Öfkelenmiş karga: “Hadi oradan,” demiş, “sen ne anlarsın sekerek yürümekten!” Tavşan geçiyormuş oradan… “Hayrola,” demiş, “diken mi battı ayağına?” Tavşanın üstüne yürümüş karga,“İşin yok mu senin?” diye bağırmış. Karganın niye kızdığını anlayamayan tavşan, hemen uzaklaş­mış oradan. Duyan, gören, “Geçmiş olsun,” diye başlayınca söze, morali bozulmuş karganın: “Sekmeyi de beğendiremedik,” demiş ağlamaklı bir sesle. Ken­di yürüyüşüne dönmeye karar vermiş.Karar vermiş ama kekliği taklit edeyim derken kendi yürüyüşünü de şaşırmış. Hatırlayamamış eskiden nasıl yürüdüğünü. O gün bugündür yarı sekip yarı yürüyerek devam ettiriyormuş hayatını!

……………………………………………………………………………

Sayın Cumhurbaşkanımızın bir konuşmasında şöyle söylemişti: “Milletler için kültür ve sanat, en az ekonomi ve savunma sanayi kadar önemlidir.” Kültür ve sanat denilince tabii ki bizim aklımıza hemen eğitim geliyor. Eğitim geliyor da ülkemizdeki eğitim ne yazık ki yıllardır özlemini duyduğumuz yerli ve milli eğitim olamıyor bir türlü. Batı Taklitçiliğinden bir türlü kurtaramadığımız eğitim mantığını, kendi özümüzü yansıtan bir sistem olarak da kurup kurgulayamıyoruz.

Yine Sayın Cumhurbaşkanımız, “İngiliz mantığıyla yazılmış ders kitapları okutuyoruz” diyerek eğitim anlayışımızın bir diğer yarası olan ders kitaplarımıza vurgu yapıyor.

Artık hiç tartışmasız aklı başında herkes biliyor ve kabul ediyor ki, Türkiye’nin kültür ve eğitim alanında çok acil “yerli ve milli” bir anlayışa ihtiyacı var! Bu gerçekleşmezse, “Taklitçilikte” gırtlağımızı kadar battık ve artık boğuluyoruz.

Burada yazılacak daha çok şey var ancak fazla uzatmayalım. Neler yapmalıyız kısmına girelim. Belki karanlığa bir fener tutabiliriz.

Bizim inancımızda insan kâinattaki en değerli varlıktır. Yüce Kitabımızda “Ahsen-i Takvim” yani en güzel şekilde yaratılan olarak ifade edilir. İslam’ın özü insandır. Bunu çok iyi bilen Selçuklu-Osmanlı devletleri, önce insana değer vermiştir.

Şeyh Edebali, “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın” diyerek, insanı hayatın en merkezine koymuştur. “İnsanı Öncelemek”, Osmanlı’yı kısa zaman içinde büyütüp dünya lideri yapan sırrın özü işte budur. Burada ulaşılacak hedefin asıl unsurları iman, irfan, ilim, hikmet ve sanattır.

Bir örnek verelim:

Her Osmanlı Şehzadesinin Padişah olmadan önceki yetiştirilme tarzları incelendiğinde “10-12 yaşına kadar süren bu eğitim sürecinde Kuran eğitimi, Arapça, Farsça, tarih, coğrafya gibi bilimler ile ilgi alanına göre ok atmak, ava gitme, cirit, güreş gibi sporlar ile güzel yazı yazmak, ok ve yay gibi sanatlar öğretilirdi. Bu şekilde şehzadeler can sıkıntısından kurtulurken, ileride padişah olduklarında kendilerine ait bir meslek kazanmış oluyorlardı. Hatta padişahlar arasından bizzat kendi uğraşları ve alın teri ile yaptıkları ürünleri sattırarak, kazandıkları bu paralar ile fakirlere sadaka dağıtanlar vardır. Tüm bu uygulamalar şehzadelerin ne kadar eğitimli ve donanımlı bir şekilde yetiştiğini göstermektedir. Nitekim Osmanlı tarihinde altı dil bilen, çok önemli teknik donanımlara sahip olan, savaşçı padişahların yanı sıra, şiir, müzik, hat sanatı, marangozluk, kuyumculuk gibi sanatkâr padişahların varlığı şehzadelik yıllarında aldıkları bu eğitimlerin bir sonucudur.

Batının çürüdüğü büyük zafiyetlere düştüğü “aile kurumu” bizde çok önemlidir. Toplumumuzun yapı taşıdır. Bir toplumun dinamiği olan aile ne kadar sağlam ayakta durursa ülke o kadar şaha kalkar.  Batı’da diriliş umudu kalmadı, çünkü aile bitti. Bizde ise aile hâlâ en sağlam müessesemiz... Aileye destek kurumlar eğitim, kültür ve sanat! Bu alanları bize has, bize ait olarak yeniden inşa etmemiz lâzım: “Doğru insan” yetiştirmenin başka yolu yok.

Geçmişimizde “doğru insan” yetiştiren bir okul vardı: Enderun Sistemi. (bk.Üstün Yetenekliler Fabrikası - Enderun Mektepleri) Yabancı eğitimcilerin öve öve bitiremediği bu okulun temel amacı yaygın eğitim vermek değil, kitleleri yönetebilme maharetine sahip idareci, dillere destan eserler inşa edecek mimar-mühendis, şair, vs. yetiştirmekti.

Düşünün ki ABD’de bu konuda, 350-400 civarında yüksek lisans ve doktora çalışması yapılmıştır. Amerikalı ünlü eğitimci Andreas Kazamias “Platon’un ‘İdealindeki okul’ dediği okul budur!” demiş, yurttaşı Lewis Terman (Stanford-Binet isimli zekâ testini dünyaya armağan eden eğitimci), “Öğrencilerin zekâ seviyesini ölçmek için ilk test yönteminin Enderun’da uygulandığını” belirtmiştir.

Dahası var: Meselâ Fransız yazar Brayer “Osmanlı’nın hızlı yükseliş sebeplerinin başında bu mektepler geliyor” diyor.

Amerikalı Eğitimci-Psikolog John Dewey’in, “Çocuğa Göre Eğitim İlkesi” olarak 20. yüzyılın başında dünyaya sunduğu “Çağdaş Eğitim Metodolojisi”nin “Enderun Modeli”nden kopya olduğunu, Enderun sistemini araştıran pek çok Amerikalı uzman söylüyor. 

Fransız yazar ve şair M. Baudler, “Türk Milletinin başarılarına şaşmamak lâzım; çünkü onlar elit kadroları nasıl yetiştireceklerini, gençleri nasıl disipline edeceklerini biliyorlar. Bir yandan onları mükemmel insan hâline getirirken, öte yandan kabiliyetlerine göre ödüllendirmeyi de ihmal etmiyorlar” diyerek “Enderun Sistemi’ni tüm Avrupa’ya öneriyor. 

Bakınız Nurettin Topçu, Türkiye’nin Maarif Davası Kitabında ne diyor:

Batı’nın fikir mahsullerini şüphesiz ve tenkitsiz, saf bir itaatle alan dimağlar, bu fikirleri getirmekle ilim yaptıklarını zannettiler. Tercüme ile taklitten ibaret münevver faaliyeti, hakikat aşkını doğııramazdı. İlmin dayandığı prensiplerden şüphe, tenkit ve hakikat aşkını harekete geçiren kuvvetin yokluğu, dimağlarımızı Batı’ya esir etti. Mektepte öğretim, hakikî araştırma yollarını bulduracak yerde, Batı’nın fikir pazarından aldıklarımızı genç dimağlara nakletmekten, ezberletmekten ibaret bir çalışma oldu.

Geç kalıyoruz ayağa kalkmalıyız… Silkelenip özümüze dönmek, kendimize gelmemiz lazım. Ne dersiniz “Taklitçilikten Kurtulmak İçin” Türkiye Cumhuriyetinin artık top yekûn Yeni Bir Kurtuluş Savaşına ihtiyacı yok mu?

Kaynakça:

Kurtaran, U. “Osmanlı Devleti’nde Şehzadelik Kurumuna Yeni Bir Bakış: Şehzadelerin Doğumu, Yetiştirilmesi Ve Tahta Çıkış Süreçleri Hakkında Bir Değerlendirme” Turkish Studies - International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Volume 9/4 Spring 2014, p.759-778.

Cemil Meriç, “Mağaradakiler, syf, 228”

Nurettin Topçu, “Türkiye’nin Maarif Davası, syf, 83”

Yavuz Bahadıroğlu, “Taklitçilik” gırtlağımızı geçti, boğuluyoruz!”


286 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

UZAKTAN EĞİTİM ÜZERİNE - 20/05/2020
“Yeryüzünün gerçek fatihleri kalpleri kazananlardır.” Nurettin Topçu
Asr-ı Saadet Muallimi: Ömer Hocamız - 06/05/2020
Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber... Hiç güzel olmasaydı ölürmüydü peygamber?... Öleceğiz müjdeler olsun,müjdeler olsun! Ölümüde öldüren Rabbe secdeler olsun! (NFK)
MAARİF VEKÂLETİNİN KURULUŞUNUN 100. YILI - 02/05/2020
“Bir Ülkenin Geleceği O Ülke İnsanının Göreceği Eğitime Bağlıdır” (Albert Eisntein)
KORONAVİRÜS’ÜN BİZE ÖĞRETTİKLERİ - 19/04/2020
#EvdeKalın #SağlıcaklaKalın
Öğretmene “DEĞER” mi? - 05/02/2020
“Öğretmen, Maarif davamızın yapıcı ve en esaslı unsurudur.”
ÜSTÜN YETENEKLİLER FABRİKASI - 27/11/2019
“Millet ruhunu yapan maariftir. Maarifin düşmesi millet ruhunu yerlere serer. Maarife değer vermeyiş millet ruhunun yıkılışını hazırlar. Maarif hangi yönde yürürse millet ruhu da onun arkasından gider. Şu halde millet, maarifi demektir.” N. Topçu
EĞİTİM VE KARAKTER - 04/10/2019
Beklediğimiz, aradığımız, heyecanını duyduğumuz “özlenen karakterler...
GÖNÜL MAKAMI MI? MAKAM ODASI MI? - 01/09/2019
Şimdi duyuyor gibiyim sizleri… “Bu sorunun cevabı çok kolay.” diyeceksiniz.
NİYE GELDİK? (Bir Eğitim Manifestosu) - 23/07/2019
"Yarınki Türkiye’nin kurucuları, yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkına gönül verecek, sabırlı ve azimli, lakin gösterişsiz ve nümayişsiz, çalışan ruh cephesinin maden işçileri olacaklardır. Bu ruh amelesinin ilk ve esaslı işi insan yetiştirmektir."
 Devamı
Sosyal Medya
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam15
Toplam Ziyaret42418